İskele söyleşisi.

Söyleşen: M. Fatih Kutan
Yumuşak Ge, Sayı 8, Eylül-Ekim 2010

Bir yıl öncesinden Safa Arslan’ın heyecanlarını biliyorum, sık sık bahsediyordu bir dergi çıkarmak istediğinden, çevresindeki insanlardan, özellikle Ali Haydar Öztürk’ten. İskele’yi duyunca, Safa’nın onca isteğinin, düşüncelerinin ele avuca geldiğini farkedip dergiye ulaştım ve söyleşiyi gerçekleştirdim. Aydın’da yayımlanmaya başlayan bir derginin serencamı.

Bir dergi birden bire ortaya çıkmaz, öncesinde toplanmalar, birliktelikler, muhabbetler vardır. İskele nasıl aşamalardan geçerek yayımlanmaya başlandı? Aydın’da bir grup gencin dergi çıkarmaya giden süreci nasıl işler?

İskele söylemiş olduğunuz bütün süreçlerden geçti. Yaklaşık bir yıldan beri bir dergi düşüncem vardı. Kendi okulum içinde bazı girişimlerim olsa da bir türlü gerçekleştirememiştim bu düşüncemi. Ardından ‘düğmeye basılmış’ gibi seri bir şekilde Kemalettin Bal, Ali Haydar Öztürk, Kağan Aksoy, Ömer Karataş ve beni bu konuda sürekli yüreklendiren Mehlika Toyga ile tanıştırıldım. Daha sonra da dergisizliğe son darbeyi beraber indireceğimiz Mücteba ile tanıştım. Bu tanışıklıklardan sonra gerçekten de beraber geçirdiğimiz çok güzel vakitler oldu. Anadolu evinde semaver merkezli sohbetlerimiz, çınar altlarında –ki Aydın’da çok nadir bulunur böylesi muhteşem kuytular- yaptığımız dergi toplantılarımız, bir türlü koyamadığımız ismimiz, “iki ay sonra çıkıyoruz!” dedikten sonra gelmek bilmeyen iki aylar… Hâsılı, bir çok hatıra gömdük o bir seneye. Zaten bir dergi çıkarıyor olmanın en güzel yanı böyle hatıraları yaşatacak olması bence. Size eşsiz dostlarla muhabbet etme imkânını veriyor. Belki sıkıntısı da var ama o yokken de sıkıntılar hep vardı! ‘Bir grup genç’ sözünüze de gelince; aslında ‘bir grup genç’ değiliz. Evet, belki en çok uğraşan, emek sarf eden biz olabiliriz ama gölgesi içimize heyecan dolduran bir çınar olan Ali Haydar Öztürk’e, gençlik yıllarındaki heyecanını bizimle tekrar kazanmaya çalışan Ömer Karataş’a sahip bir çekirdek kadromuz var. Bu tabirin yerine ‘bir grup meseleli’ daha çok hoşumuza gidiyor!

Şiir konusunda cimri bir derginiz var, her yanı şiir kırpıntılarıyla dolu değil, yerli yerinde. Şiir yayımlamak konusunda düşünceleriniz nedir?

Öncelikle biz bir şiir dergisi değiliz. Cimri davranmamızın en büyük nedeni bu. Bunun yanında bu tavrımızın diğer önemli bir nedeni de şiiri çok önemseyip ona ayrı bir değer vermemiz. Açıkçası bir kenar süsü, dolgu malzemesi, ölü boşluk doldurucu olarak görmüyorum şiiri. Maalesef bazı büyük dergilerimiz de bunu yapıyor. Kalabalık bir dosyanın yan tarafına bir şiiri sıkıştırıveriyorlar. Şahsen sığıntı şiirlerden hazzetmiyorum! Diğer yandan şiire güzel bir köşk ayırmak da yetmiyor elbet, bunun da idrakindeyim. Kaliteli şiire ulaşmak da, gömülü durduğu gönülden onu çekip almak da ayrı bir iş. İlk sayıda bunu yapmaya çalıştık, bundan sonraki sayılarımızda da bu ikiliyi buluşturmaya çalışacağız.

Zannımca bir derginin geleceğinde şiirde ısrar edenlerden çok nesirde ısrar edenler belirleyicidir. Nesirde ısrar edecek arkadaşlarınız var mı? Cengiz Aytmatov’un eserleri ve Semih Kaplanoğlu’nun “Yusuf Üçlemesi” üzerine olmak üzere birer edebiyat ve sinema yazısı var ilk sayıda, bu yelpazeyi genişletir misiniz ilerideki sayılarda?

Nesirde ısrar eden arkadaşlarımız olduğu gibi ben de kaliteli bir derginin omurgasını ancak nesir ile oluşturabileceğini düşünüyorum. Kendi fikirlerinizi herkese açıkça haykırabileceğiniz bir mecra nesir. İlk sayıda söylediğiniz türde yazılarımız vardı. Diğer sayılarımızda da değinilmemiş birçok konu hakkında araştırma dosyalarımızla beraber, çeşitli sanat dallarıyla da ilgili yazılar da olmak üzere yelpazemizi genişleterek nesire yer vermeye devam edeceğiz. Bunun yanında ilk sayı biraz akıllı uslu oldu. Özellikle nesirlerimizle, bundan da sıyrılacağız diğer sayılarda. Malumunuz, su ve sabun meselesi yani.

Dergilerin en büyük problemlerinden biri, “finans” eksikliği. Derginizde de görüyoruz bu sıkıntının belirtilerini, edebiyatla ilgisi olmayan yerlerden alınmış reklamları vs. Bunları nereye koyalım, ne yapalım? Bu can sıkıcı bir durum değil mi?

Evet, bu çok can sıkıcı bir durum. Ancak Aydın gibi bir yerde ‘edebiyatla ilgisi olmayan yerler’in katkısıyla da olsa çıkan bir derginin, bundan dolayı acımasızca eleştirilmesi de can sıkıcı. ‘Edebiyatla ilgili yerler’ pek yok ki burada onların reklamlarına yer verelim. Bu dergiyi bir şekilde çıkarmak durumundayız. Ve bu maalesef böyle mümkün olabiliyor. İnşallah bir gün dergimizin bayilerde kapışıldığını görüp, ‘edebiyatla ilgili yerler’in de reklamlarına gerek duymadan, ‘kapitalizmin duasına âmin demeden’ dergimizi çıkartabiliriz! Elbette ve elbette bu en güzeli…

Başka eklemek istediğiniz meseleler varsa dinleyebilirim.

Bu kısımda, önceki suallerinizde bahsetmiş olduğum Ali Haydar Öztürk hakkında söylemem gerekenler var. O seksen yaşında bir çınar. Necip Fazıl’la yirmi yıla yakın dostluğu olmuş bir insan. Yaşlı vücuduna rağmen hâlâ bizimle beraber bizim için koşturuyor. Bu bir yıllık tanışıklığımız süresince şahsından çok dersler aldım. O unutulmaması ve unutturulmaması gereken birisi. Özellikle de torun sevmekten başka bir davası olmayan, emeklilik isteyip pinekleyen bu ihtiyarlar çağında yaptıkları gerçekten çok önemli. Bir insanın en bilge, en dolu zamanında köşesine çekilmesini bir türlü mazur göremiyorum! Kahvehanelerde köşesi olan genç oyuncu kardeşlerime ise diyecek bir söz bulamıyorum!

Çok teşekkür ediyorum sorularınız için.

İletişim:
www.iskeledergisi.wordpress.com
iskeledergi@gmail.com

Yorum yapın

Kategorisi Genel

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s