-Mücahit Fatih Çelik’e, Ankara’ya taşınması münasebetiyle-
Erkenden kalkarak, gecenin sonunu gözlemleyerek, biraz yürüyerek, durup, dönüp, kente bakmak : Ankara’yla aramda kapanmaz bir açıklık var : Hoşdere Caddesi, Ankara’nın göğsüne yapışık : kara, ince bir kıl. Ankara ise – yatık – morarmış bir ölü bedeni. [18]
Ne ki, artık bu kentte, kışsa, güneşi görebilmek çok güçleşmiştir : çünkü, güneşe karşı, bir çaşıt örgütü kurulmuştur bu kentte + kesinlikle boğmaya çalışmaktadırlar güneşi.
Güneş kasapları gün boyu insan etiyle karın doyururlar.
İnsanların yüzleri de, kan sızan mezbahalardır. [19]
İki karanlık bastırıyor Ankara’nın üzerine : biri, bildiğimiz akşam bunun; çok karmaşık bir olgu ikinci karanlık. Bu, fizikötesi bir boğuntu mudur, dünya yaratılmadan önceki tuhaflık mıdır? Belki, bunların hiçbiri değildir de, çok özgül, karanlığa dönüşen, bizim ancak bu görüntüde algılayabildiğimiz bir ilençtir bu.
Karamsarlıkla kuşatılmıştır bu kentte oturanlar : sürekli + yazın da, kışın da. Kimsede de, bu karamsarlığın kökenini araştırma isteği pek oluşmamıştır.
Koşullarına kolayca uyuverirler.
Tam tutuklanmadır bu, Bayım. [28]
Gelip dayandık ‘görevli’nin paslı kimliğine. Görevlilerin gözlerine, ağızlarına, özellikle kulaklarına iyice baktınız mı? Hiç görevli görmemek olası mı? Özellikle Ankara’da; taş, toprak görevli kaynar. [40]
Dün gece eve gelirken gene ordan geçtim : taşlara, betona sinmiş kimliksizlik. Yürüdüm, yürüdüm; ip gibi uzayan Tirebolu Sokağına girdim : Hoşdere Caddesinin altından, uzuyor, Çankaya’ya doğru, âdeta bir sakız. Sokağın sonunda evler son bulur gibi oluyor ya, sakız sarkıyor hâlâ ağızdan : yayvan bir tas.
Bir de, şu vardı Bayım : çok özel, sonsuz ayaklı bir darağacı : edilgin gecelerimiz sallanıp duruyordu orda. [46]
Çünkü, önce kalbimizden vurulduk : herkes, gizli cehennemini sürüklüyor yanında. ‘yarın’ sözcüğü, yarın hiçbir anlama gelmeyebilir Ankara’da.
Sürekli olarak; gece de, gündüz de, bu kentte kurulmuş darağaçları geliyor usuma. [58]
Burasını, biraz daha doğrularak –ayağa kalkabilirsek daha iyi olur- okuyalım :
(Kuyu Tutanağı)
“– Caninin adresi?
– Ankara.
– Mahalle, cadde, sokak, ev?
– Yetişir efendim; biliniyor.”
Ne ki, İtalyan sinema yönetmeni Fellini, birbakıma, Roma’yı da vurgular. Yalnız, Fellini, o ünlü Roma filminde, dünyanın sonunu beklemek için en uygun yerin Roma kenti olduğunu söylemiştir : dünyanın sonu, demek ki, gözlemlenebilecektir oradan.
Bana öyle geliyor ki, Ankara, o son saatlere bile yetişemeyecektir : çünkü Ankara’nın evrensel yazgısı, işler o aşamaya gelmeden çok önce, ‘mutlak bir sondur’. [68]
Düşen parçalarımı topluyorum odada. ‘Bunlar’ diyorum işte, ‘üzerimize boşalan anlamsızlığı : Ankara’nın.’ [76]
– ‘Gördüm!’
Bağırıyorum odada : gerçekten gördüm, yemin ederim size, başka şey değildi; güneşti gerçekten gördüğüm.
İnsanlığın bir kördüğümü gibi duran Ankara’da güneşi gördün : dün.
– Nasıldı?
Soruyor anlattığım arkadaşım.
– Yumrulaşmıştı : başkaldırıyordu hepimiz adına. [79]
Ankara’da mıyım, burnuma bir şey olmadan, geceyi geçirebileceğime şaşarım.
Çünkü, herkes Ankara’da burnundan huylanır!
1923’ten beri biriken koku da, gerçeği söylemek gerekirse, burnumuza ağır gelir. [113] [Bir Yazarın Notları I, Edebiyat Dergisi Yayınları, 1. Basım, Temmuz 1980]



Bu şehrin insanları bina ve insan kalabalığından güneşi göremeseler de; gece herkes uyurken, binalar ve insanlar rüyadayken dolunay vardı gökte. Ölgün yapıların arasından sapsarı ve koskocaman doğdu. Ben, gördüm! Geldiğim yerde gökyüzü tepemizin üstündeki kadrajın tamamını kaplasa da, başını kaldırıp bakan yoktu. Ölü insanlar ve canlı bir tabiatın içinden, canlı insanlar ve ölü bir tabiatın içine… Hoş bulduk. M.F.Çelik
Tanrı, din, Ankara, darağacı, red, dükkân, ölüm, tabut vb.
Bir de İstanbul vardı!
Annemin midesi ağrırdı ya, babamın ruhsal gerilimi artıyordu ya, İstanbul’a doktora gidilmeliydi; şifa, İstanbul’du! [123]
İstanbul’un şifa olduğu gerçeğini yakından bilirim. Ankara’ya tedavi için gelen kanserli doğulular genelde ölür, İstanbul’a gelen egeliler şifa bulur. Nedeni basittir, Ankara hastalara ilaç, İstanbul ise insana yeni bir ruh verir. Böyledir bu!